Bursa Trafik Kazası ve İş Kazası Avukatı | Tazminat Davaları Rehberi 2026

Bursa Trafik Kazası ve İş Kazası Avukatı | Tazminat Davaları Rehberi

Bursa’da meydana gelen trafik kazaları ve iş kazaları sonucunda yaralanma veya ölüm olması halinde ciddi maddi ve manevi zararlara yol açabilmektedir. Bu tür durumlarda zarar gören kişiler, hukuki destek alarak maddi ve manevi tazminat talep edebilirler.
Bursa Trafik Kazası Avukatı ve Bursa İş kazası Avukatı desteği, hak kaybı yaşanmaması açısından büyük önem taşımaktadır.
________________________________________
Bursa Trafik Kazası ve İş Kazası Tazminat Davaları
Trafik Kazasında ve İş Kazasında Hangi Tazminatlar Alınabilir?

A. ÖLÜM HALİNDE MADDİ TAZMİNATA KONU ZARARLAR
TBK. m. 53 uyarınca Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır:
1. Cenaze giderleri.
2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.(iş göremezlik tazminatı)
3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.(destekten yoksun kalma tazminatı)
Yargılama esnasında varsa müteveffaya ait iş göremezlik zararı ve hak sahiplerine ait destekten yoksun kalma tazminatı olarak tanımladığımız zarar kalemleri bilirkişi marifetiyle hesaplanır.
Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, TBK m.53’de düzenlenmiş ölüm nedeniyle talep edilebilen tazminat türüdür. Özü itibariyle destekten yoksun kalma tazminatı aslında bir varsayımın hesaplanmasıdır. Destekten yoksun kalma tazminatı basit şekilde açıklamak gerekirse, ölen yaşasaydı, bakiye ömrü ne kadar olacaktı, bakiye ömrü boyunca ne kadar gelir elde edecekti ve bu gelirinin ne kadarını hak sahiplerine destek olmakta harcayacaktı sorusuna cevap veren varsayımsal veriler üzerinden yapılan bir tazminat hesabıdır. Bu nedenle de hesaplamaya esas alınan varsayımlar sıkça tartışma konusu olmuştur. Desteğin ölümü sonrasında, eş ve çocuklar ile desteğin anne babasının destekten yoksun kalacağı karine olarak kabul edilmiştir. Hak sahiplerinin destek paylarının nasıl dağıtılacağına dair uygulamada bir birlik yoktur. Yargıtay’ın bu yönde yol gösterici kararlar vererek, uygulamada bir birlik sağlaması gerekmektedir. Tazminat hesabına esas kazanç, desteğin sağlığında yaptığı şeye göre belirlenir. Desteğin kendi işyeri olması halinde, desteğin bu işyerine kendi fiziksel ve düşünsel katkısı kazanç belirlenirken dikkate alınır. Desteğin ücret karşılığı çalışması halinde, aldığı ücret ve süreklilik arz eden ödemeler kazanca esas alınır. Fazla çalışmalar da süreklilik arz ediyorsa, fazla çalışma ücretleri de kazanca dahil edilir. Süreklilik arz eden çalışmaların tanık beyanları ile ispatı da mümkündür.
Desteğin ve hak sahiplerinin olası bakiye ömür süreleri ise Yargıtay’ın bu konudaki içtihat değişikliği sonrasında TRH 2010 tablosuna göre belirlenmektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanırken, hesap tarihinde belirlenen veriler esas alınır. Bu nedenle, tazminat miktarı değişen asgari ücretlere göre yeniden hesaplanır. Ancak, bu şekilde güncellenerek hesaplanan tazminatta, olay tarihinden itibaren faiz işletilmektedir.
Ölüme sebebiyet veren olay, haksız fiil, iş kazası veya trafik kazası gibi birden çok şekilde gerçekleşebilir. Destekten yoksun kalma tazminatı talepli davalar da ölüme sebebiyet veren olaya göre farklı mahkemelerde görülmektedir.
Özellikle trafik kazalarında ve iş kazalarında, ölüme ilişkin risklerin sigorta kapsamına alınmış olması sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle, destekten yoksun kalma tazminatının hesaplama yöntemi, sorumluları ve hak sahiplerini ilgilendirdiği kadar, çoğu zaman sigorta şirketlerini de ilgilendirmektedir. Sigorta şirketleri hak sahiplerinin başvurusu üzerine yaptıkları ödemelerde ise yargıdaki uygulamadan farklı hesap yöntemi ile tazminatı hesaplayarak ödemektedir. Bu şekilde yapılan ödemeler, yargının esas aldığı hesaplama yöntemine göre çoğu zaman yetersiz kalmaktadır. Bu da çoğu zaman hak sahiplerinin sigortaya başvurarak kısmi ödeme aldıktan sonra bakiye alacak için dava açmalarına sebebiyet vermektedir.
Kişinin destek olarak kabul edilebilmesi için yapılan veya yapılması muhtemel yardımların süreklilik arz etmesi, yardım edilenin bakım ve geçimini sağlamaya yönelik olması gerekmektedir.
Yargıtay da kararlarında desteklik kavramının, akrabalık veya nafaka hükümlerine dayanmadığını belirtmiştir. Yargıtay desteklik kavramının, düzenli olarak yapılan yardım ve bakıma ilişkin eylemli veya varsayımsal bir durumu ifade ettiği görüşündedir.
Desteklik, salt ölenin destekten yoksun kalanlara yapacağı parasal yardımları kapsamaz. Zira hiçbir parasal gücü veya kazancı olmasa bile insanlar, bedensel kuvvetleri, emek ve hizmetleri ile de yakınlarına bakar ve destek olurlar.
Gerçek Destek: Hayatını kaybettiği tarihe kadar, bir kimseye sürekli ve düzenli olarak fiilen yardımda bulunan, bakıp gözeten kişiye gerçek destek denmektedir. Ancak kişi bir işte çalışmasa da gerek beden gücüyle gerek bilgi ve birikimi ile yakınlarına yardımcı olacaktır. Bu nedenle salt çalışan kimselerin değil, ev kadınlarının veya emeklilerin de yakınlarına destek olduğu kabul edilmektedir.
Varsayımsal Destek: Ölenin, ölümünden önce yakınlarına bir destekte bulunmasının söz konusu olmadığı ancak yaşasaydı ileride destekte bulunmasının kuvvetle muhtemel olduğu durumlarda ise varsayımsal desteklik ve varsayımsal destek kavramları karşımıza çıkmaktadır. (çocukların anne babasına olan destekliği)
Hak Sahibi: Desteğin sürekli ve düzenli şekilde yardım ettiği, destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilecek kişi hak sahibidir. Desteğin vefatı sonrasında hak sahipleri desteğini kaybetmeleri nedeniyle zarara uğrarlar. Bu yansıma yoluyla uğranan bir zarardır. Mirasçılık ile ilişkili değildir. Anne, baba, çocuk ve eşlerin birbirlerine destek olacağı karinedir.
“Destekten yoksun kalma tazminatı nitelik itibariyle bağımsız bir hak olup ölen kimse ile davacılar arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmediğinden, mirasın reddedilmiş olması, destekten yoksun kalma davasının açılmasına engel değildir.” Yargıtay 4. H.D. 15.05.2019 Tarih, 2018/2928 E., 2019/2868 K.
EŞİN DESTEKLİĞİ
Türk Medeni Kanunu m. 185 uyarınca eşler, mutlu birlikteliklerinin devamı için çocuklarının bakım ve gözetimini birlikte özenle üstlenmek, birbirlerine yardımcı olmak zorundadır.
Bu nedenle eşlerin birbirlerine destek olduğu karine olarak kabul edilmektedir. Hatta eşlerin birbirine destek kabul edilmesi için resmi nikahlı olmaları da aranmamaktadır.
Yargıtay, nikahsız birlikteliklerde destek olgusunun varlığının, mahkemece zabıta marifetiyle yaptırılacak araştırma ve tanık beyanları ile birlikte değerlendirilerek tespit edilmesinin gerektiği görüşündedir. (Yargıtay 17. H.D. 27.02.2018 Tarih, 2015/7864 E., 2018/1363 K.)
Kısa süreli ve ne kadar süreceği belirli olmayan ilişkilerde desteklikten söz edilemeyeceğini belirtmiştir. (Yargıtay 4. H.D. 09.11.2020 Tarih, 2009/14285 E., 2010/11605 K.)
Geride kalan eşin ekonomik durumunun çok daha iyi olmasının destek tazminatına bir etkisi yoktur.
Eşin destek göreceği süre; eşin muhtemel bakiye ömrünün ölenden fazla olması halinde ölenin muhtemel bakiye ömrü ile, eşin muhtemel bakiye ömrünün ölenden az olması halinde eşin muhtemel bakiye ömrü ile sınırlıdır.
Öte yandan eşin, desteğin ölümünden sonra bir başkası ile evlenmesi halinde de destekten çıktığı ve destek göreceği sürenin olay tarihinden evlendiği tarihe kadar süreceği, evlenme tarihinden sonraki döneme ilişkin tazminat talep edemeyeceği kabul edilmektedir. Eşin evlenmesi desteklik süresini sonlandırır.
«…destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasında, desteğin çalışma süresi, yaşam süresi, evlenme ihtimali, gelir artışının belirlenmesi ile desteğini yitirenin bakım süresi varsayıma dayalı olarak belirlenen hususlardır.
Ancak davacı eşin evlenmesi gibi eylemli olarak bakım ihtiyacı son bulmuşsa, destekten yoksun kalma tazminatı evlenme tarihine kadar hesaplanır. Davacı eş … müteveffa ile 25.06.2009 tarihinde evlendiği, müteveffanın 11.12.2011 vefaat ettiği ancak davacı eşin karar tarihinden sonra 14.04.2017 de boşanma kaydının bulunduğu anlaşıldığından ve evlilik tarihinde destek ihtiyacı sona ereceğinden davacı …’nin yeniden evleneme durumunun araştırılarak ve evlendiği tarih nazara alınarak destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanması için hükmün bozulması gerekmiştir» Yargıtay 17. H.D. 2017/2656 E. 2019/9725 K.
Davacı eşin karar kesinleştikten sonra evlenmesinin ise bir önemi yoktur.
Artık ortada bir kesin hüküm bulunmaktadır. Bu husus yargılamanın yenilenmesi gerekçesi olarak kabul edilmemektedir.
Desteğin boşanma davası sırasında ölümü halinde;
*Davanın eş tarafından açılmış olması halinde, birlikte yaşama iradesinin olmadığını ortaya koyan eş destekten yoksun kalma tazminatı talep edemeyecektir.
*Boşanma davasının destek tarafından açılması halinde ise dava edilen eşin destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilmesi için ağır kusurlu olmaması ve boşanmayı istememesi gerekmektedir.
*Ancak her iki durumda da eşin TMK m. 175 kapsamında nafaka talep edebilecek olması halinde destekten yoksun kaldığı kabul edilebilir.
«Davalının davacıların desteğini kasten öldürdüğü anlaşıldığına göre, davacıların talep edebilecekleri destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanırken davalı eş bakımından da destek payı ayrılmış olması doğru olmamış olup, bu hususun gözetilmemiş olması hakkaniyete uygun düşmediğinden, kararın bu nedenle davacılar yararına bozulması gerekmiştir» Yargıtay 4. H.D. 2020/87 E. 2020/2090 K.
«Dosya içeriğine göre, 07.01.2009 tarihli iş kazasında vefat eden kişinin imam nikahlı eşi olan davacının 12.03.2020 tarihinde yeniden evlendiği anlaşılmakla mahkemece davacının destek zararının bu tarihe kadar hesaplanması için yeniden hesap raporu alınmalı, davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözetilmelidir.» Yargıtay 10. H.D. 2023/7912 E. 2024/7970 K.
NİŞANLILARIN DESTEKLİĞİ
Nişanlı kızların somut bir evlilik hazırlığında olduklarını da ispatlamak şartıyla, nişanlısının muhtemel evlenme tarihinden itibaren destekten yoksun kaldığının kabul edilebileceği görüşündeyiz.
«Somut olayda davacılardan biri murisin nişanlısı olup kaza tarihinde 26 yaşındadır. Davacı tanıklarının beyanlarına göre davacı, muris ölmeden önce kendi ailesiyle birlikte yaşamakta, ihtiyaçlarını kendi ailesi karşılamakta, kendisi de bir markette tezgahtar olarak çalışıp ücret almakta ve murisin, nişanlısına düzenli ve eylemli maddi anlamda bir katkısı bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece somut olayda ölen ile davacı nişanlısı arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı bulunmadığından anılan davacı yönünden destekten yoksun kalma tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.» Yargıtay 17. H.D. 2014/9975 E. 2016/11755 K.
ANNE-BABANIN ÇOCUKLARA DESTEKLİĞİ
Türk Medeni Kanunu m. 327 ve 328 uyarınca ebeveynler çocuklarına ergin olana veya eğitimleri sona erinceye kadar bakmakla yükümlüdür. Yine TMK m. 338 uyarınca eşlerin üvey çocuklarına da aynı şekilde bakım yükümlülüğü mevcuttur.
Destekten yoksun kalma yönünden de çocuğun öz, üvey veya evlatlık olması bir fark yaratmamaktadır. Destekle birlikte aynı çatı altında yaşayan, destek tarafından bakılıp gözetilen çocukların desteğin ölümü ile destekten yoksun kalacakları aşikardır.
Anne ve babaların, çocuklarına belirli bir yaşa gelene kadar destek olacakları karine olarak kabul edilmektedir. Bu yaş ise çocukların yaşadıkları sosyal çevre, çocuğun cinsiyetine ve somut olaya göre farklılık göstermektedir.
Yargıtay 4 ve 17 Hukuk (Haksız Fiil):
«Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre; destekten yoksun kalanların destekten yoksun kalacakları sürenin belirlenmesinde yaşları, okuldaki eğitim durumları, içinde yaşadıkları sosyal ve ekonomik koşulların ayrı ayrı değerlendirilmesi, yüksek öğrenim yapacaklar ise, 25 yaşının doldurulmasına kadar; yüksek öğrenim yapılmamakta ise yerleşik ve kabul gören uygulamaya göre, erkek çocukları için 18 yaşın, kız çocukları için 22 yaşın desteğin sona ereceği yaş olarak kabul edilerek hesaplama yapılması gerekmektedir.» Yargıtay 4. H.D. 2024/3800 E. 2024/7726 K.
Yargıtay 10 ve 21 Hukuk (İş Kazaları):
«Gerçek zarar hesaplanması yönteminde, hak sahibi eşin kalan ömür süresi daha uzun olsa bile, destek süresi, sigortalının kalan ömrü ile sınırlı olup çocuklardan erkeğin 18, ortaöğretimde 20, yüksek öğretim durumunda 25 yaşını doldurduğu tarih itibarıyla gelirden çıkacağı kabul edilmeli, evlenme tarihine kadar gelire hak kazanacağı belirgin bulunan kızın, aile bağlarına, sosyal ve ekonomik duruma, ülke şartlarına ve yörenin töresel koşullarına göre evlenme yaşı değişkenlik arz ettiğinden bu konuda Türkiye İstatistik Kurumunca bölgelere göre hazırlanan istatistiklerden yararlanılmalıdır.» Yargıtay 10. H.D. 2022/13282 E. 2024/4509 K.
TUİK’in Bursa ili için açıkladığı istatistiklere göre ilk evlenme yaşı son verilere göre 25,9=26’dır. Bu nedenle geride kalan kız çocuğunun 26 yaşına kadar destek göreceği kabul edilebilir.
Yargıtay 10 ve 21 Hukuk (İş Kazaları):
«Dava; murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Somut olayda, nüfus kayıt örneğindeki bilgilere göre çocuğun evlendiği ve bu evliğinin boşanma ile sona erdiği, sonrasında yeniden evlendiği ve halen evli olduğu anlaşılmaktadır. Bu halde davacı çocuğun ilk evli kaldığı tarihler arasında destekten yararlanmadığı kabul edilerek bu sürenin hesaptan dışlanması gerekirken; ikinci evlilik tarihinden itibaren destekten çıktığı kabul edilerek yapılan hesabın hükme esas alınması isabetsiz olmuştur.» Yargıtay 10. H.D. 2022/13282 E. 2024/4509 K.
Çocuğun, desteğin ölüm tarihinde henüz ana rahminde olup, doğmamış olması da tazminat talep etmesine engel değildir. Zira TMK m. 28 uyarınca hak ehliyeti, sağ doğmak koşuluyla, çocuğun ana rahmine düştüğü andan başlar. Bu doğrultuda ceninin, sağ ve tam doğması kaydıyla anne babasının vefatı nedeniyle destekten yoksun kaldığı öne sürülebilecektir.
Çocuğun engelli olması ve sürekli bakıma ihtiyacı olması halinde ise destek süresi yukarıda belirtilen yaş sınırları ile sınırlandırılmamakta, çocuğun desteğin bakiye ömür süresi boyunca destek göreceği kabul edilmektedir.
Ebeveynlerin çocuklarının ölümü nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talep edip edemeyecekleri uzun süredir tartışma konusu olmuştur. Bu konuda yakın zamana kadar bir uygulama birliğine ulaşılamamıştır.
Yargıtay 4. ve 17. Hukuk Dairesi vermiş olduğu kararlarda, anne ve babaların çocuklarının ölümü nedeniyle destekten yoksun kalacaklarını, çocuğun küçük olması halinde 18 yaşından itibaren desteklik olgusunun başlayacağını kabul etmiştir.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi ise farklı bir uygulamaya giderek, ölüm nedeniyle SGK tarafından gelir bağlanmamış anne ve babanın destekten yoksun kalmayacağını karine olarak kabul etmiştir. Bu doğrultuda 21. Hukuk Dairesi’nin görüşüne göre yalnızca eylemli destekliğin ispatı söz konusu olduğunda gelir bağlanmamış anne babanın destekten yoksun kaldığından bahsedilebilecektir.
«Anne-babanın, çocuğunun haksız fiil ve/veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için Sosyal Güvenlik Kurumundan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında çocukların anne-babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerekmektedir.» Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu 2016/5 E. 2018/6 K.
Bu doğrultuda artık anne babanın, muhtemel bakiye ömürlerinin sonuna kadar, vefat eden çocuklarının desteğinden yoksun kalacakları bir karine olarak kabul edilmektedir. Çocuğun küçük olmasının önemi yok 18 yaşından itibaren gelir elde ederek destek olacağı kabul edilir.
«Davacılar, trafik kazasına dayalı olarak maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Davacılar, trafik kazası sonucu kaybedilen sağ doğmayan ceninin desteğini kaybettiklerini ileri sürerek destekten yoksun kalma tazminatı talep etmişlerdir. Çocuğun hak ehliyeti, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlar. Kişilik ise çocuğun sağ olarak doğduğu tarihte başlar. Somut olayda cenin, sağ doğmadığı için kişilik kazanamamıştır. Kişilik kazanamadığından hak ehliyeti de bulunmayan ceninin ileride destek olacağı düşünülemez. Koşulları oluşmadığından destekten yoksun kalma tazminatı talebinin reddi gerekir.» Yargıtay 4. H.D. 2009/11806 E. 2010/7278 K.
KARDEŞLERİN DESTEKLİĞİ
Kural olarak kardeşlerin birbirine bakma yükümlülüğü bulunmadığından, kardeşlerin birbirlerine destekliği karine olarak kabul edilmemektedir.
«TMK’nın 364. maddesi hükmüne göre, herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan kardeşlerine nafaka vermekle yükümlü olup, desteğin refah içinde olması ve destek tazminatı talep eden kardeşin de yardım edilmediğinde yoksulluğa düşeceğinin ispat edilmesi durumunda kardeş destek tazminatı talep edebilir.
Somut olayda, dosyada mevcut sosyal ve ekonomik durum araştırmasından ve tanık anlatımlarından anlaşıldığı üzere, davacılar ile destek birlikte yaşamakta olup hanenin tek çalışanı destektir. Bu durumda mahkemece davacı … yönünden destek tazminatı talebinin kısmen kabulü uygun olmakla birlikte, dosyada mevcut nüfus kayıt örneğine göre davacı … 25.11.2012 tarihinde evlenmiştir. Aktüer raporda kaza tarihinde 17 yaşında olan davacı …’in destek tazminatı 22 yaşına yani 20.10.2014 tarihine kadar hesaplanmıştır. Ancak evlenme ile destek ihtiyacının son bulduğunun kabulüyle evlenme tarihine kadar destek tazminatı hesabı için aynı bilirkişiden ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.» Yargıtay 17. H.D. 2017/3885 E. 2019/10085 K.
Bu tür desteklik çeşitli şekillerde ortaya çıkmaktadır. Örnek vermek gerekirse anne veya babanın genç yaşta ölmesi veya hasta olması nedeniyle evi geçindirememesi gibi durumlarda, kardeşlerden birinin ailenin geçimini üstlenmesi mümkündür.
Kardeşlerin destek süreleri de çocuklarda olduğu gibi kardeşin geçimini sağlayacak yaşa gelmesi veya evlenmesi ile son bulacaktır.
Yine destek gören kardeşin yaşam boyu bakıma ihtiyacı olacak şekilde bir engellilik durumu var ise destek süresinin desteğin veya kardeşin bakiye ömür sonuna kadar süreceği kabul edilebilir.
Manevi Tazminat:
Kaza nedeniyle duyulan acı ve elem karşılığıdır.
B. BEDENSEL BÜTÜNLÜĞÜN İHLALİ HALİNDE MADDİ TAZMİNATA KONU ZARARLAR
TBK. m. 54 uyarınca istenebilecek tazminat kalemleri şu şekilde ifade edilmiştir;
1.Tedavi giderleri.
2.Kazanç kaybı(geçici iş göremezlik tazminatı).
3.Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar(sürekli iş göremezlik tazminatı).
4.Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.,
Yargılama esnasında bilirkişiden hesaplaması istenen ise 2 ve 3. maddede belirtilen geçici ve sürekli iş göremezlik zararı olarak tanımladığımız zarar kalemleridir.

A. Tedavi Giderleri

Bedensel zarara uğrayan kişi, sağlığının düzelmesi amacıyla yapılan tedavi masraflarını zarar verenden isteyebilir. Örneğin, gerekli muayene, tahlil, teşhis, tedavi, ambulans, ameliyat, hastane, ilaç, tekerlekli sandalye, bakım, fizik tedavi giderleri zarar verenden istenebilir. Keza zarar gören bir organını veya bir uzvunu kaybetmişse, bunlar yerine kendisine takma bir organ veya protez verilmişse buna ilişkin masraflarda tedavi gideri olarak kabul edilir.
Bununla birlikte, zarar gören durumun gereklerine uygun dürüstlük kuralı gereğince makul sayılabilecek masrafları, zarara uğrayanın tedavisi bakımından zorunlu veya yararlı olması halinde isteyebilir. Örneğin, hafif bir yaralanma halinde yurtdışında tedavi olunmuşsa buna ilişkin masraflarının istenmesi dürüstlük kuralına aykırı olurken, yurtiçinde tedavisi mümkün olmayan bedensel zarar için, yurtdışında yapılan tedavi masraflarının istenebilmesi gerekmekle birlikte, yine durumun gereğine uygun olarak özel hastanede tedavi olunması, her ne kadar tarifesi resmi hastane tarifesinden fazla olsa da tazmini istenebilir. Trafik kazaları sebebiyle, tedavi masrafları KTK. da özel olarak düzenlenmiştir. KTK. m. 98’e göre, “Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır.”demek suretiyle, trafik kazaları sebebiyle ortaya çıkan tedavi masraflarının SGK tarafından karşılanacağı ifade edilmiş, tedavi giderleri bakımından sigorta şirketlerinin sorumluluğu sona ermiştir.
Zarar görenin tedavi için hastaneye gidip gelme masrafları da tedavi giderleri kapsamında değerlendirilir ve tazmini mümkündür. Bununla birlikte, hasta yakınlarının hastaneye gidip gelmek için yaptıkları ulaşım masrafları, zarar görenle vekâlet ilişkisi içinde gerçekleşmişse tedavi giderlerine dâhil olmakla birlikte, zarar görenin tedavi nedeniyle yaptığı tasarrufların tedavi giderlerinden düşülmesi gerekir. Örneğin hastanede yattığı için ödemekten kurtulduğu yeme-içme masraflarının tedavi giderlerinden düşülmesi lazımdır.
Tedavi giderlerinin hesaplanmasında, hüküm tarihine kadar yapılan masraflarla birlikte gelecekte yapılacak – örneğin, ilaç, bakıcı gibi- masraflar da dikkate alınır. Fakat bazı hallerde hükmün verileceği sırada yapılacak masrafları belirlemek mümkün olmayabilir. Örneğin zarar görenin iyileşmesi için bir dizi ameliyatın yapılmasının gerektiği hallerde durum böyledir. Bu gibi hallerde hâkim, TBK. m.75 uyarınca, kararın kesinleşmesinden başlayarak iki yıl içinde, tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı tutabilir.

B. Kazanç Kaybı

TBK. m. 54 uyarınca zarar gören, haksız fiil sebebiyle uğradığı kazanç kaybını da zarar verenden isteyebilir. Kazanç kaybı, zarar görenin haksız fiil nedeniyle yoksun kaldığı kazançtır. Zararın kapsamına, davacının tazminata hüküm verileceği zamana kadar olan kazanç kaybı da girer. Bu zarar nitelik itibarıyla fiilen yoksun kalınan kar olup, geçici nitelikte ve geçmişe ilişkindir. Zarar görenin maruz kaldığı kazanç kaybını isteyebilmesi için buna ilişkin zararı ispat etmesi gerekir. Kazanç kavramına maaş dışında, fazla mesai, ikramiye, prim, lojman giderleri olmak üzere geniş kavramda ücretler de girer. Kazanç kaybının her zaman çalışamamaktan kaynaklanan bir zarar olması gerekmemekle birlikte, bedensel zararın sebep olduğu bazı masraflar nedeniyle gelir kayıpları bu kapsama girebilir, örneğin, ev hanımının bedensel zarara uğraması sebebiyle ev ekonomisine yaptığı katkıyı artık yapamaması, kazanç kaybı olarak düşünülebilir.

C. Çalışma Gücünün Azalmasından ya da Yitirilmesinden Doğan Kayıplar

Haksız fiil sonucu, maruz kaldığı bedensel zarar nedeniyle, kişinin çalışma gücü azalabilir veyahut kişi çalışma gücünü yitirebilir. Her iki durumda da kişinin artık eski gelir durumuna ulaşamayacağından dolayı malvarlığında bir azalma meydana gelmiştir. Bu nedenle zarar gören, gelecekteki bu kazanç kaybını, TBK. m. 54/b.3’e göre isteyebilir. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıpları belirleyebilmek için, zarar gören kişinin çalışma gücünü sürekli mi yoksa geçici mi olarak kaybettiğinin tespiti gerekir. Çalışma gücünün geçici kaybında bunun süresi, sürekli kaybında ise, zarar gören zarara uğramasaydı çalışabileceği süre dikkate alınmalıdır. Zarar gören, çalışma gücünü geçici kaybetmiş ancak hüküm anında tamamen iyileşmişse, zarar, iyileşme anına kadar çalışamama sebebiyle kazanç kaybıdır. Çalışma gücündeki kayıp oranının uzman bilirkişiler tarafından belirlenmesi gerekir. Nitekim futbolcu olarak geçimini sürdüren bir kişinin haksız fiil sonucu ayağını kaybetmesi halinde çalışma gücünün kaybıyla, masa başında çalışan bir memurun kaza sonucu ayağını kaybetmesi halinde çalışma gücü kaybı aynı değildir. Yargı organlarınca uzun yıllar, tazminat miktarı PMF-1931 Fransız yaşam tablosuna göre ve progresif rant yöntemine göre belirlenmiştir. Bununla birlikte, daha sonra kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı düzenlenen TRH2010 adı verilen ulusal mortalite tablosu hazırlanmıştır. Yargı organlarının bazı kararlarında tazminat miktarının TRH2010 tablosuna göre hesaplanması gerektiği ifade edilmektedir. Kararlarda dikkat çeken husus, tablonun ülke gerçeklerine daha uygun olduğunun ifade edilmesi ve zarar gören lehine daha yüksek tazminat miktarının belirlenmesidir. Zararın tespitinde, zarara uğrayan kişinin yıllık kazanç miktarı da dikkate alınır. Zarar görenin yıllık kazanç miktarının tespiti haksız fiilin meydana geldiği tarih itibariyle yapılır. Eğer bu kazancın artma ihtimali varsa, zararın tespitinde değerlendirilir. Böylece zarar görenin yıllık kazancı ile çalışma gücü kayıp oranın çarpımı sonucunda, yıllık kazanç yoksunluğu miktarı belirlenmiş olur. Bu sürenin çalışma gücünün kaybı süresi ile çarpımı ise, gelecekteki kazanç kaybını verir.Örneğin yıllık 60.000 TL kazancı olan ve çalışma gücünü yarı yarıya kaybeden zarar görenin, 10 yıl daha çalışma süresinin olduğu bir olayda, zarar görenin yıllık kazanç kaybı 30.000 TL, kazanç kaybının tamamı ise, 300.000 TL’dir. Zararın tayinin de hâkim ayrıca, zarar görenin mesleki durumunu ve onun yeni bir mesleğe uyma kabiliyetini, yaşı ve cinsiyetini, devamlı bir tedaviye ihtiyaç duyup duymadığını veya mağdurun tehlikeli veya çok ıstırap verici olmayan fakat sonucunda iyi olması çok olası bir ameliyata razı olup olmadığını da dikkate alır.Şayet kazancın belirlenmesi mümkün değilse, örneğin zarar gören küçük veya işsiz bir kimse ise, hâkim kazanç kaybını belirlemek için, zarar görenin nitelik ve özelliklerini, ailesinin sosyal ve ekonomik durumunu, yaptığı işlerden elde ettiği kazancı, benzer işi yapanların kazançlarını, işteki pozisyonlarına bakarak belirler.Daha önce de ifade edildiği üzere, TBK. m.75 uyarınca, bedensel zararın kapsamı karar verme sırasında tam olarak belirlenemiyorsa, hâkim kararın kesinleşmesinden itibaren iki yıl içinde tazminat hükmünü değiştirebilir. Hâkime hükmü değiştirme yetkisi kanun tarafından verildiğinden, taraflar talep etmemiş olsa dahi hâkim re’sen hükmü açıklama yetkisini saklı tutabilir ve dava açılırken söz konusu olmayan ve ilerde gerçekleşmesi beklenmeyen zararlar için, başka bir ifadeyle, haksız fiilin yol açtığı yeni zararlar bakımından zamanaşımı süresinde yeni tazminat davaları açılabilir. Yargıtay uygulamasında, efor zararı olarak ifade edilen, ortada bir maddi zarar olmasa dahi, güç ve emeğin ekonomik bir karşılığı olduğundan bahisle, aynı işin daha çok güç ve emek ile yapılmasının ekonomik zarar meydana getirdiği kabul edilmektedir. Kişide meydana gelen bedensel zarar, malvarlığında bir azalma meydana getirmemekle birlikte aynı işi daha fazla emek veya daha fazla güçle yapılması sonucunu doğurabilir. Efor zararı da denilen bu durumda, zarar verenin bu zararı da karşılaması gerektiği kabul edilmektedir.

D. Ekonomik Geleceğin Sarsılmasından Doğan Kayıplar

Ekonomik gelecek kavramı, kişinin ileriki yaşamında elde etmesi muhtemel veya kesin kazanç ve gelirini oluşturan, bu bağlamda kişinin mevcut durumundan hareket edilerek ilerde elde edebileceği ve hayatını maddi anlamda devam ettirebileceği tüm kazançlar olarak ifade edilebilir.Vücut bütünlüğünün ihlali bazı hallerde çalışma gücünün kaybedilmesine sebep olmasa da ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle iktisadi açıdan zarar gören aleyhine olumsuz sonuçlar meydana getirebilir. Kişinin bedensel zarara uğraması sebebiyle, artık eski görünümünü kaybetmesi, sakat kalması, görme ve işitme duyularının azalması veya bozulması örnek verilebilir.Bir mankenin veya oyuncunun yüzünden yaralanması çalışma gücünü azaltmasa da, artık ifade edilen meslekleri yapamayacağından ekonomik açıdan geleceğinin tehlikeye düşmesi somut örnekleri oluşturur.Bununla birlikte, ekonomik geleceğin sarsılması için, kişinin meslek sahibi olması şart değildir. Örneğin bedensel bütünlüğün ihlali sebebiyle kişinin evlenme şansının azalması da ekonomik geleceğin sarsılmasından dolayı maddi zarar oluşturur. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararın tespiti, zarar görenin ekonomik geleceği sarsılmasaydı elde edeceği kazançla, mevcut durum halinde elde etmesi muhtemel kazancının karşılaştırılmasıyla hesaplanır ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zarar, bağımsız bir zarar kalemi olup ayrı şekilde hesap edilmesi gerekir. Zararın miktarını tam olarak tespit etmek mümkün olmadığından, hâkim mevcut deliller ve raporlara göre farazi bir hesaplamaya göre tazminat miktarını takdir eder.

Sonuç olarak, haksız fiil sonucu ortaya çıkan zarar bedensel bütünlüğün ihlali şeklinde de gerçekleşebilir. Bedensel bütünlüğün ihlalinden maksat, kişinin fiziki varlığının veya ruh sağlığının bozulmasıdır. Sadece zarar görenin bedensel bütünlüğünün ihlali tazmin yükümlülüğünün doğmasına sebep olmaz, ayrıca zarar görenin haksız fiil neticesinde malvarlığında bir azalma meydana gelmesi gerekir. Kanun koyucu da, zarar görenin malvarlığında olası olarak eksilme meydana getirebilecek kalemleri; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olarak saymıştır. Pek tabi kanunda sayılan zarar kalemleri dışında ayrıca bir zarar olmuşsa ve bu zarar da nedensellik bağı içinde meydana gelmişse, bu zararların da tazmini gerekir. Ortaya çıkan zararı ve miktarını ispat yükü zarar görene düşer. Çünkü bu halde zararı ve miktarını en iyi bilen zarar görenin kendisidir. Bununla birlikte, zarar gören haksız fiil sonucunda bir takım faydalar elde etmişse, bu faydaların indirilmesi başka bir ifadeyle denkleştirilmesi gerekir. Örneğin, arabası yakılan bir kişi için, arabanın hurda değeri maddi bir değer taşıdığından buna ilişkin değerin indirilmesi gerekir. Keza bedensel zarar nedeniyle hastane de yatan kişinin hastanede yattığı süre zarfında yeme içme masrafları olmayacağından buna ilişkin yararın düşülmesi gerekir. TBK. da kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilmeyeceği öngörülmüştür. Denkleştirmenin zarardan mı yoksa tazminattan mı yapılacağı konusu tartışmalıdır. Bu tartışmaların uzağında, denkleştirmenin zarardan düşülmesi, zarar gören lehine olduğundan, zarar gören açısından daha avantajlıdır.
________________________________________
Bursa’da Trafik Kazası Tazminat Süreci Nasıl İşler?
1. Sigorta şirketine yazılı başvuru yapılır.
2. Kusur ve maluliyet raporları alınır.
3. Eksik ödeme varsa dava açılır.
Bursa’da görülen trafik kazası tazminat davaları genellikle Asliye Ticaret veya Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmektedir (dosyanın niteliğine göre değişir).
________________________________________
Bursa İş Kazası Avukatı Desteği
İş Kazası Nedir?
Bursa’daki sanayi bölgelerinde ve üretim tesislerinde meydana gelen iş kazaları işçilerin ciddi yaralanmalarına veya ölümlerine yol açabilmektedir. İş kazalarında işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma yükümlülüğü bulunmaktadır.
________________________________________
Bursa İş Kazası Tazminat Davalarında Talep Edilebilecek Haklar
• Sürekli iş göremezlik tazminatı
• Geçici iş göremezlik zararı
• Manevi tazminat
• Ölüm halinde destekten yoksun kalma
İş kazası tazminat davalarında zorunlu arabuluculuk süreci uygulanmaktadır.
Trafik kazası nedeniyle talep edilebilecek tazminat hakları ile ilgili açıklamalarımız burada da geçerlidir.
________________________________________

Bursa Tazminat Avukatı ile Sürecin Önemi
Trafik ve iş kazası dosyalarında:
• Kusur oranı doğru belirlenmelidir
• Maluliyet raporları dikkatle incelenmelidir
• Aktüeryal hesaplama uzmanlıkla yapılmalıdır
• Zamanaşımı süreleri kaçırılmamalıdır
Eksik başvuru veya yanlış dava türü, ciddi hak kaybına yol açabilir.
________________________________________
Neden Av. Sevila Keskin – Keskinler Hukuk Danışmanlık?
Bursa merkezli olarak faaliyet gösteren ofisimiz, trafik kazası ve iş kazası tazminat davalarında kapsamlı hukuki destek sunmaktadır.
Müvekkillerimize:
• Süreç başından sonuna kadar şeffaf bilgilendirme
• Profesyonel dosya takibi
• Uzman bilirkişi ve aktüer desteği
• Türkiye genelinde dava takibi
sağlamaktayız.
________________________________________
Sıkça Sorulan Sorular
Bursa trafik kazası tazminatı ne kadar sürer?
Sigorta başvurusu ortalama 1–3 ay sürmektedir. Dava süreci dosyaya göre değişir.
Bursa iş kazası davası kime açılır?
Genellikle işverene karşı açılır. Kusura göre üçüncü kişilere de yöneltilebilir.
Sigorta şirketi eksik ödeme yaparsa ne yapılır?
Eksik ödeme halinde dava açılarak fark tazminat talep edilir.
________________________________________
Bursa Trafik ve İş Kazası Avukatı İletişim
Trafik kazası veya iş kazası nedeniyle maddi ve manevi zararınız varsa, hak kaybı yaşamamak için süreci uzman desteği ile yürütmeniz önemlidir.
Av. Sevila Keskin – Keskinler Hukuk Danışmanlık
Bursa merkezli olarak Türkiye genelinde hukuki hizmet sunmaktadır.

Avukat Sevila KESKİN
+90 537 612 23 48
sevila@keskinlerhukukdanismanlik.com
Panayır Mahallesi İstanbul Caddesi No:387 Biçen Plaza Kat:4/22 Osmangazi/Bursa

info@keskinlerhukukdanismanlik.com

Bursa Ceza Avukatı

Uyuşturucu maddelere ilişkin suçlar; 5237 sayılı TCK’nın İkinci Kitap, Topluma Karşı Suçlar başlıklı Üçüncü Kısım, Kamu Sağlığına Karşı Suçlar başlıklı Üçüncü Bölümünde 188-192. Maddeleri arasında uyuşturucu veya uyarıcı madde imal, ithal ve ihraç suçları ise Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti başlıklı 188. maddede düzenlenmiştir. Ceza hukuku alanında uzman bir  Bursa ceza avukatı ile çalışmanızı tavsiye ederiz.

UYUŞTURUCU İMAL VE TİCARETİ

Daha fazla oku “Bursa Ceza Avukatı”

Covid-19 Salgınının Sözleşmelere Etkisi

           Son dönemde ülkemizde ve tüm dünyada etkisini gösteren ve ekonomik anlamda ciddi sorunlar yaratan Covid-19 salgın hastalığının yayılması birçok sözleşmesel ilişkiyi de olumsuz anlamda etkilemeye başladı. Bu nedenle oluşabilecek ifa ve ödeme güçlükleri kapsamında mücbir sebep ve beklenmedik hal söz durumların sözleşmelere etkisini inceleyeceğiz.
          Öncelikle belirtmek gerekir ki Türk hukukunda “sözleşmeyle bağlılık (ahde vefa)” temel ilkelerden biridir. Sözleşme yapıldıktan sonraki süreçte şartlar değişmiş , edimi yerine getirmek güçleşmiş olsa bile  dürüstlük kuralının bir gereği olarak taraflar üzerine düşen edimi yerine getirmek için çabalamalıdır. Ancak şartların olağanüstü şekilde değişmesiyle, edimler arasındaki dengeyi bozularak, sözleşmeye bağlılık ilkesinin uygulanması hakkaniyet ilkesine aykırı hale gelebilir.
         Sözleşmelerde karşılıklı edimler arasındaki dengeyi bozan bu olağanüstü olayları niteliklerine göre mücbir sebep ya da beklenmedik hal olarak adlandırabiliriz. Dünyanın etkisi altında kaldığı Covid-19 salgını da yarattığı etkiler bakımından olağanüstü hale örnektir.
  • Mücbir Sebep Nedir?
Sözleşmenin taraflarınca alınacak önlemlere karşı önüne geçilmesi olanaksız, gerçekleşmesinin ve sonuçlarının öngörülemez ve tedbirlere rağmen tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesini imkansız kılan, hiçbir tarafın olayın gerçekleşmesinde ya da zararın doğmasında kusurunun olmadığı olay mücbir sebep olarak nitelendirilebilir.
  • Beklenmedik Hal Nedir?
Sözleşme ilişkisinde edim ve karşı edim arasındaki oranı esas olarak sarsan, borçludan  bağımsız olarak ortaya çıkan ve  borcun yerine getirilmesini zorlaştıran olaylar beklenmedik hal olarak nitelendirilebilir.
Beklenmedik hâlden etkilenen tarafın/borçlunun, sözleşmedeki taahhütlerini yerine getirememesi “aşırı ifa güçlüğü” olarak nitelendirilmiştir. Aşırı ifa güçlüğü ile ifa imkansızlığı arasındaki en temel fark; beklenmeyen hal borcun yerine getirilmesini (ifasını) aşırı güçleştiren ya da geçici olarak imkansız hale getiren olaylarken, mücbir sebep borcun ifası sürekli olarak imkânsız hale getiren olaylardır.
Covid-19 Salgını Mücbir Sebep Olarak Değerlendirilebilir Mi?
Salgın hastalığın mücbir sebep ya da beklenmedik hal teşkil edip etmediğine somut olay üzerinden sözleşme üzerindeki etkilerine bakıp karar vermek gerekir. Koronavirüs salgını nedeniyle tarafların edimi yerine getirmesi sürekli olarak imkansız hale gelmişse salgın hali mücbir sebep, geçici bir imkansızlık ya da edimin yerine getirilmesinin aşırı derecede güçleşmesi durumu oluşmuşsa beklenmedik hal olarak değerlendirilecektir.
Sözleşme serbestisi ilkesi gereği taraflar sözleşmede, mücbir sebebin neden olduğu imkansızlıktan kimin sorumlu tutulacağının kararlaştırmışlarsa sözleşme hükümleri uygulanacaktır ve borçlu alacaklının uğradığı zararı karşılayacaktır.
Taraflar sözleşmede mücbir sebepleri sınırlı olarak saymış ve salgın hastalığı mücbir sebep olarak göstermemişlerse bu durumda salgın mücbir sebep olarak değerlendirilmeyebilir. Fakat sözleşmede mücbir sebepler deprem, sel, yangın vb. gibi ifadelerle örnek olarak sayılmışsa , hükümden mücbir sebeplerin sınırlı olmadığı anlaşılıyorsa bu durumda salgın hastalık da mücbir sebep olarak kabul edilebilir.
Ancak bir sözleşmede; mücbir sebep halleri, şart ve sonuçları düzenlenmemiş olabilir. Bu durumda, şartlarını taşıdığı sürece bir olay mücbir sebep olarak değerlendirebilir ve taraflar, mücbir sebebin kendilerine tanıdığı haklardan faydalanabilirler. Böylece imkansızlıktan her iki taraf da sorumlu tutulmayabilir.
Netice olarak yukarıda da değindiğimiz gibi Covid-19 salgınının mücbir sebep ya da beklenmedik hal olarak değerlendirilebilmesi sözleşmeye etkisi, sözleşme hükümleri gibi somut özelliklere bağlıdır. Her sözleşme özelinde bu değerlendirmenin yapılarak karar verilmesi gerektiği için bir avukata danışılarak ilerlenmesini tavsiye ederiz.
Mücbir sebeple ilgili sorumluluklarda sözleşme serbestisi geçerlidir. Borçlu, mücbir sebepten kaynaklanan sorumluluğu sözleşmede üstlenmişse, artık alacaklıya karşı mücbir sebepten kaynaklanan herhangi bir talep ileri sürmesi mümkün değildir.
İFA İMKANSIZLIĞI VE GEÇİCİ İFA İMKANSIZLIĞI
Mücbir sebep olarak kabul edilebilecek bir olay, ifa imkânsızlığı veya aşırı ifa güçlüğü ile sonuçlanabilir. Borcun ifası önündeki engel devamlı nitelikteyse sürekli ifa imkansızlığı, ifa önündeki engel geçici nitelikteyse aşırı ifa güçlüğü söz konusu olacaktır.
 İfa imkansızlığı ifanın önündeki engelin ortadan kalkmasının mümkün olmaması nedeniyle borcun ifa edilememesidir.
  •  Borçlar Kanunu’nun 136. Maddesine göre ; “Borcun  ifası  borçlunun Sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkansızlaşırsa, borç sona erer.”
      Böylece ifa imkânsızlığı halinde, borçlu borcundan kurtulabilir.
  •  Borçlar Kanunu’nun 138. Maddesine göre ; “ Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü durum borçludan kaynaklanmayan bir nedenle ortaya çıkarsa, borçlu hakimden sözleşmenin yeni koşullara göre uyarlanmasını veya sözleşmeden dönme hakkının yürürlüğe konulmasını ister.”
       Ancak COVİD-19 salgın hastalığı alınan seyahat ve sokağa çıkma yasağı gibi önlemlerin geçici nitelikte olduğunu göz önüne aldığımızda, borçlu gecikmeden dolayı mücbir sebep nedeniyle sorumlu olmasa da ifası hala mümkün olan borcun ifasından sorumludur. Ancak her sözleşmenin somut özelliklerine göre belli bir süre bekleyip, edimler arası dengenin aşırı derecede bozulmasını sebep göstererek TBK 138.md uyarınca sözleşmenin uyarlanmasını hakimden talep edebilir veya uyarlama mümkün değilse sözleşmeden dönme veya fesih hakkını kullanabilir.
  • Kısmi İfa İmkânsızlığı
  • Borçlar Kanunu’nun 136. Maddesine göre; Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.
           Mücbir sebep sonucu borcun bir kısmının yerine getirilmesi de imkânsızlaşabilir. Kısmî imkânsızlık için alacaklının kısmî ifaya razı olması ve karşı edimin bölünebilir olması gerekir. Bu durumda, borçlu ifa edemediği/imkânsızlaşan kısımdan kurtulur. Ancak tarafların niyetinden kısmi ifayı öngörebilselerdi sözleşmeye hiç girmeyecekleri anlaşılıyorsa o halde borcun tamamı sona erer.
  • Beklenmedik Hal İle Oluşan Aşırı İfa Güçlüğü
       Borcun ifasını aşırı güçleştiren durumlarda ise yine Borçlar Kanunu’nun 138. Maddesi uygulanarak, borçlu sözleşmenin uyarlanmasını hakimden talep edebilir veya uyarlama mümkün değilse sözleşmeden dönme veya fesih hakkını kullanabilir.
  • İspat Yükü ve Bildirim Yükü
       Mücbir sebepten etkilendiğini iddia eden taraf, mücbir sebep nedeniyle borcunu ifa edemediğini ispat etmek ve varsa bildirim yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır.  Yani, burada ispat yükü tamamen borçluya aittir. Fakat sözleşmede, salgın ya da bulaşıcı hastalık hali mücbir sebep olarak belirlenmişse artık  bu durumu ispat etmeye gerek kalmayacağından, mücbir sebep iddiasında bulunan taraf ispat yükü altında değildir.
       Mücbir sebepten etkilenen taraf, diğer tarafa ifanın imkansızlaştığını derhal bildirmekle yükümlüdür. Derhal bildirmediği ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almadığı taktirde, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.
  Av. Emine KESKİN
Yeni İnfaz Yasası Hakkında Değerlendirme - Bursa Ceza Avukatı

Yeni İnfaz Yasası-Af Yasası

Son zamanlarda cezaevlerindeki doluluk oranı, Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde yayılması ile birlikte tehlikeli bir hal alınca uzun süredir konuşulan infaz indirimine (infaz yasası) ilişkin düzenlemeler yapılarak yeni hükümler yürürlüğe girdi.

Daha fazla oku “Yeni İnfaz Yasası-Af Yasası”

Uyuşturucu Madde İmal ve Ticaret Suçu

Uyuşturucu maddelere ilişkin suçlar; 5237 sayılı TCK’nın İkinci Kitap, Topluma Karşı Suçlar başlıklı Üçüncü Kısım, Kamu Sağlığına Karşı Suçlar başlıklı Üçüncü Bölümünde 188-192. Maddeleri arasında uyuşturucu veya uyarıcı madde imal, ithal ve ihraç suçları ise Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti başlıklı 188. maddede düzenlenmiştir.

Daha fazla oku “Uyuşturucu Madde İmal ve Ticaret Suçu”

Covid-19 Salgınının İşyeri Kira Sözleşmelerine Etkisi

Covid-19 Salgınının İşyeri Kira Sözleşmelerine Etkisi-Bursa Kira ve Tahliye Hukuku

Tüm Dünya’da ve Türkiye’de görülen Covid-19 salgını ekonominin birçok alanı etkilenmiştir. Hatta ekonominin bazı alanlarında devlet tarafından getirilen hukuki düzenlemelerle birlikte yürütülen bazı faaliyetler zorunlu olarak durdurulmuştur.

Daha fazla oku “Covid-19 Salgınının İşyeri Kira Sözleşmelerine Etkisi-Bursa Kira ve Tahliye Hukuku”

Koronavirüs Salgını Kapsamında İşyerinde Alınması Gereken Tedbirler

Koronavirüs Salgını Kapsamında İşyerinde Alınması Gereken Tedbirler-İş Hukuku

Covid-19 salgının yayılımını azaltmak ve tehlikeyi en aza indirmek adına işyerlerinde salgına karşı bir takım önlemlerin alınması gerekmektedir. Bu kapsamda bazı işyerleri faaliyetini tamamen durdurmuş bazı işyerleri ise işin niteliği uygun olduğundan evden çalışma uygulamasına geçmiştir.

Daha fazla oku “Koronavirüs Salgını Kapsamında İşyerinde Alınması Gereken Tedbirler-İş Hukuku”

Koronavirüs Salgınının İş Sözleşmelerine Etkisi ve Fesih Yasağı

Koronavirüs Salgınının İş Sözleşmelerine Etkisi ve Fesih Yasağı-Bursa İş Avukatı

Şu günlerde ülkemizde ve tüm dünyada görülmekte olan COVİD-19 salgın hastalığı birçok hukuki alanı etkilemekle birlikte özellikle sözleşmeler hukuku bakımından birçok sorunu beraberinde getirdi.

Daha fazla oku “Koronavirüs Salgınının İş Sözleşmelerine Etkisi ve Fesih Yasağı-Bursa İş Avukatı”

Koronavirüs Nedeniyle Kısa Çalışma Ödeneği

Koronavirüs Nedeniyle Kısa Çalışma Ödeneği-Bursa İş Avukatı

Ülkemizde ve tüm dünyada etkisini gösteren ve global bir kriz haline gelen COVİD-19 (korona virüsü) salgınıyla birlikte her alanda birçok hukuki soru ve sorunla karşı karşıya kalmaktayız.

Daha fazla oku “Koronavirüs Nedeniyle Kısa Çalışma Ödeneği-Bursa İş Avukatı”